Bebeğimiz Gelişirken

Bebeğimiz Gelişirken


Bebeğimiz gelişirken minicik kafasının içinde ne kadar büyük ve önemli gelişmelerin yaşandığını biliyor muyuz?Bebeğimizin hem anne karnındayken, hem de doğduktan sonraki beyin gelişimi hakkındaki çarpıcı bilgileri okuduğumuzda, nasıl bir mucizenin dünyaya gelmesine vesile olduğumuzu bir kez daha anlayacak, bebeğimizi bambaşka bir gözle görmeye başlayacağız.

Bebeğimizin beyni;

Hamile kalınmasından sadece dört hafta sonra ilk beyin hücreleri (nöronlar) dakikada 250.000 adet gibi inanılmaz bir hızla oluşmaya başlamaktadır.

Milyarlarca beyin hücresinin milyarlarca başka hücre ile bağlantı kurmakta ve nihayetinde beyin hücreleri arasında trilyonlarca bağlantı oluşmakta; her bir hücre tam olması gereken yerde ve hücreler arasındaki her bir bağlantı titizlikle organize edilmekte; tesadüfi ya da rastgele hiçbir şey olmamaktadır.

Bebeğimizin minik kafasının içerisinde dünya nüfusundan 166 kat daha fazla beyin hücresi bulunmaktadır.

İlk başta cinsiyete göre bir farklılık olmamakla birlikte, hamileliğin yedinci haftası civarında salınan hormonların kız ve erkek beyninin gelişim hızında hafif de olsa bir farklılığa yol açmaktadır.

Hamileliğin 30. haftası civarında hafızasına bazı hatıraları kaydetmeye başlamakta ve bu sayede doğumdan sonra bizim sesimizi tanıyabilmektedir.

Ensede omuriliğin tepesinde bulunan beyin sapının doğumda beynin en gelişmiş bölgesi olmakta ve ağlama, sıçrama ve emme gibi tüm refleksleri yönetmekte; nefes alma, kan basıncı, kalp atım hızı ve REM uykusu gibi temel yaşamsal işlevleri düzenlemektedir.

Beyin içerisinde serebral korteks (gri madde) altında bebeğin gelişimine yardım eden iki önemli yapı bulunmakta ve bunlar hafızayı kontrol eden hipokampus ile derin uykuyu kontrol eden hipotalamus olmaktadır.

Hipokampus doğumda yaklaşık %40 oranında olgunlaşmış olmakta; altı hafta dolduktan sonra %50 oranında ve 18 ayın sonunda tam olarak olgunlaşmaktadır; yeni doğan bebeğin bile hatırlama kabiliyetine sahip olmasının bundan kaynaklandığı düşünülmektedir. Bebeğimiz 10 günlükken bizim kokumuzu tanımakta; bir aylıkken onu genellikle beslediğimiz zamanları hatırlamakta; dört aylıkken bir grup insan içinden bizi ayırmakta ve yedi aylıkken müzik bittiğinde kutudan palyaçonun fırlayacağını bilmektedir.

Kafanın arkasında boyuna yakın bölümde bulunan beyincik denge ve kas koordinasyonundan sorumlu olmakta; bebeğimizin önce yattığı yerde dönmesi, sonra emeklemesi ve ardından yürümesine bu bölge olanak vermektedir. Motor ve duyusal işlevleri bu bölge koordine etmektedir. Yani bebeğin tüm duyuları ile aldığı sinyalleri birleştirerek hareket ettiği zaman hissettiklerini kavramasına yardımcı olmaktadır.

Alnın gerisinde bulunan frontal lob tüm düşünme işlevini ve yürüme, konuşma ve problem çözme gibi gönüllü işlevleri yönetmektedir. Bu bölümdeki gelişme bebeğin yürümeye ve konuşmaya başladığı 12 ay civarında hızlanmaktadır.

Bebek hece tekrarlarına başladığında beyninin sol tarafı hareketlenmekte, sevdiği bir müziği dinlediğinde kontrol beynin sağ tarafında olmaktadır. Uzmanların çoğu beynin iki yarısı arasındaki ayrılmanın bebeklikte başladığını düşünmektedirler. Dille ilgili faaliyetleri beynin sol tarafı kontrol ederken, müzik, uzamsal tasarım ve görsel hafıza beynin sağ yarısında kontrol edilmektedir.

Bazı uzmanlar kız bebeklerde beynin sol tarafının, erkek bebeklerde ise beynin sağ tarafının daha önce geliştiğini düşünmekteler. Bu fark sekiz yaş civarında dengelenerek erkek çocukları dil gelişiminde kızları, kızlar da uzamsal kabiliyetler konusunda erkekleri yakalamaktalar.

Frontal lob ataklar şeklinde gelişmekte ve gelişimi yıllar sürmektedir, çocukluk çağı boyunca ve belki de daha sonrasında yeni yeni işlevler eklenmektedir.

Çocukluk döneminde beyin vücut oksijeninin %20'sini tüketecek düzeyde aktif olmaktadır.

Başın arka tarafında bulunan oksipital lob görme ve görsel algıyı kontrol etmekte; görme doğumda en az gelişmiş duyulardan biri olmakta ve yeni doğanlar en fazla 20-37 santim mesafeyi görebilmekteler ve bu etraflarındaki ışık, hareket ve her şeyin henüz son derece belirsiz olmasına neden olmaktadır. Görsel bilgiyi aktaran sinir yolları da henüz tam olarak olgunlaşmaması nedeniyle yeni doğanların gördükleri şeyleri anlamaları zor olmaktadır.

Bu sinir yollarının ve görme kontrollerinin gelişebilmesi için bebeğimizin çok çeşitli nesneler görmesi gerekmektedir. İlk birkaç haftadan sonra bizim yüzümüzü tanıyacak ve bir aylıkken özellikle belirgin kontrast renkleri olan nesneleri gözünün önüne getirdiğinde büyülenmiş gibi bakakalacaklardır. Uyaranların devam etmesi ile birlikte görmesi gelişecek ve yaklaşık sekiz aylıkken yetişkinler gibi görmeye başlayacaklardır.

Kafanın tepe noktasına yakın bir bölgede bulunan paryetal lob tat, dokunma, nesneleri tanıma kabiliyeti, el-göz koordinasyonu ve neye baktığımızı anlama yeteneğini kontrol etmektedir.

Beynin bu bölgesi çevresel uyaranlardan büyük fayda sağlamakta ve bebeğimize oynaması için yeni nesneler ve dokunması için farklı dokular sunduğumuzda direkt olarak paryetal lobu uyarmaktadır.

Yeni doğan bebekler çok farklı lezzetlere maruz kalmamış olmalarına rağmen, bebeklerin ilk günden itibaren tatlı yiyecekleri tercih etmekteler ve ekşi bir şey tattıklarında tıpkı yetişkinler gibi yüzlerini buruştururlar.

Şakaklara yakın bölgede bulunan temporal lob işitmeyi, dil ve koku almanın bazı yönleri ve hafıza ile başta korku olmak üzere duyguların bir kısmını yönetmektedir.

İşitme bebeklerde gelişen ilk duyu olmakta ve doğumdan birkaç dakika sonra bebek yüksek sesler karşısında sıçramakta ve ağlamaktadır. İç kulak doğumdan önce tam olarak oluşmuş olan tek duyu organıdır ve hamileliğin ortalarında yetişkin ebadına ulaşır.

Hamilelik boyunca düzenli egzersiz yapan kadınların çocukları 5 yaşında yapılan testlerde egzersiz yapmamış kadınların çocuklarına kıyasla daha yüksek zekâ ve dil performansı sergilemektedirler. Egzersiz sırasında rahim içinde oluşan titreşim ve sesler beyin hücrelerindeki gelişimi uyarmasının buna neden olabileceği düşünülmektedir.

4 günlük bebek ana dilini yabancı dillerden ayırabilmektedir.

Koku alma duyusu da çok erken dönemde gelişmekte ve iki günlük bebekler sarımsak ve sirke gibi keskin kokulara şiddetle tepki vermekte, buna karşın meyan kökü gibi hoş kokulara daha hafif tepki vermektedirler. Beş günlük bebek anne sütü emdirilmiş bez yaklaştırıldığında başını beze doğru çevirmekte; on günlük bebek kendi annesinin sütünün kokusunu tercih etmektedir.

Doğumda beyin bebeğin toplam ağırlığının dörtte birini teşkil etmektedir.

Bebeğin beynindeki belli hücreler belli şeylere tepki vermek üzere ayarlanmıştır; örneğin bazı hücreler sadece insan yüzlerine tepki verirken, bazıları da belli bir şekli gördüklerinde ya da farklı bir sesi duyduklarında aktive olmaktadır.

Beyin hücreleri arasındaki bağlantı sayısı bebeğin içinde bulunduğu ortam ve bizden aldığı uyaranlara bağlı olarak %25 oranında artabilmekte veya azalabilmektedir. Beyindeki bağlantı sayısı ne kadar fazla olursa, ileride yeni şeyleri anlayabilmek için o kadar fazla yola sahip olmaktadır.

Farklı deneyimler farklı etkiler yaratmakta ve olumsuz deneyimler beyin ve davranış gelişimini engelleyebilmektedir. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde anne karnında ve doğumdan sonra strese maruz kalma yavruların beyin yapısı ve işlevine zarar vermektedir, örneğin annelerinden mahrum kalan yavru fareler duygusal ve sosyal zorluklar yaşamaktadırlar.

Olumlu deneyimler sağlıklı beyin ve davranış gelişimine katkıda bulunmakta; insanlar üzerinde yapılan çalışmalarda annelerinden sıcak ve destekleyici bir bakım gören bebeklerin annelerinden düzensiz bir ilgi ya da duyarsızlık gören bebeklere kıyasla stresle daha iyi baş ettikleri görülmektedir.

Doğumdan sonra bebeğin beş duyusu ile algıladığı deneyimleri beyin hücreleri arasındaki bağlantıların oluşmasına yardımcı olmaktadır.  Örneğin işiten bir bebek beyninde sözel dille ilgili pek çok bağlantı oluşurken, işitmeyen bebek bu bağlantıların oluşması için gerekli deneyimi yaşayamamakta ya da top oynamayı öğrenen bir bebek beyninde oluşan özel bağlantılar hiç top oynamayan bebekte oluşmamaktadır.

Bebeğimizle konuşmamız ve ona kitap okumamız dille ilgili önemli bağlantıların oluşmasına yardımcı olmakta; bebeğin ağlamalarına cevap vermemiz ileride sağlıklı ilişkiler kurmasını sağlayacak duygusal bağlantılar kurulmasına yardımcı olmaktadır.

4 aylık bebekler büyük bir çıkarım ve karmaşık desenleri çözümleme kabiliyetine sahip olmakta ve özellikle insan yüzündeki çok küçük farklılıkları fark etmelerini sağlayan çarpıcı derecede ayrıntılı bir görsel algıya sahiptirler. Yetişkinler ile daha büyük çocuklar bu yeteneği kaybetmektedirler.

3 aylık bir bebek annesinin parçalara ayrılarak karıştırılmış bir şekilde gördüğü fotoğrafı tüm parçalar yerindeymişçesine hızla tanıyabilmektedir.

Başka bir bebeğin ağlamasını işitince ağlamaya başlayan bebekler kendi ağlama seslerini teypten dinlediklerinde aynı şekilde ağlamaya başlamazlar. Yani beyinde temel bir empati doğuştan var olmaktadır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !